Buraya kocaman bir of yazdığımı farzedin dostlarım. Of ki ne of.

Kelimler dökülüyor ortaya, dudaklar oynuyor, gözler gizli gizli doluyor..
O anlatırken -ne olduğunu anlamlandırmak istemediği duygularını- ben anlattıklarının acısına kapılmış, acı acı inleyen dudakların kıpırdanışlarını izlemekteydim.

Anlatıyor; o’nu tek düşünmediğim bir anım yok, her zaman aklımın bir köşesinde.. Acaba ne yapıyordur kocası onlara iyi davranıyor mudur, çocukları ne güzelliktedir diye düşünüp duruyorum.
Askerdeyken bir telefon aldım, telefonun diğer ucundaki ses bana onun evlendiğini söylüyordu. O andan itibaren ben artık yaşamıyorum, yaşayamıyorum. Bütün ümitlerim tükendi. Bir hayalimde kalmadı artık, insan hayallerle yaşar. Kaçtım askerden. Kendimi hırpaladım, çok düşündüm, ne yapacağım ne yapmalıyım diye..
Aynaya geçip kendime bakıyorumda, ulan diyorum kendi kendime bir kızla konuşmaya gitsem bu halimi gördüğü zaman bir daha beni aramaz, buna eminim.
Şimdi söyle bana A içinde bulunduğum bu durum takıntı mı, aşk mı?

-O’nu defalarca terk edip gitmişsin ama o seni bırakmamış, pes etmemiş senin gibi. Ama yıpratmışsın onu, sana yetecek gücü kalmamış artık, gitmiş ve bir dahada gelmemiş.
Bu durumun bir takıntıdan başka ne olabilir ki, biraz daha anlatmaya devam edersen sana deli diyeceğim. Bence onun gidişini kendine yedirememiş gibi bir durumun var…..

Anlatıyor; senden daha farklı bir yanıt beklerdim doğrusu. Bunları düşünmedim mi sanıyorsun, günlerdir kafa yordum ben bunlara. Acaba takıntı mı, deli miyim, gerçekten seviyor muyum. Hayır. Hiçbiri değil.
Benim bu durumum aşk.. Aşk böyle bir şey. Hayatımda tek bir kadına aşık oldum işte bu haldeyim. Bu aşktan başka bir şey değil..

-Bana diyorsun ya sen kalbinle değil, beyninle seviyorsun.. Bunları duyduktan sonra nasıl kalp ile sevebilirim? Bu sefer haklı olan benim.


Bu paragraflar saatlerce oturulup konuşulmuş bir sohbetin özetidir. Nefes almanın gerçekliğindedir.

Tane tane yağmur..

Pencerem, gökyüzünü görmüyor artık beton hanelerden..

Param cebimde kalsın diye kendimi dışarı bile salmıyorum. İhtiyaçlar bir türlü bitmiyor, tabi bunlar kişisel ihtiyaçlar değil. Hep bir yardım amacındayım, kendimi düşünmez oldum.
Paranın ben amınakoyim!

Düşüncelerim O’na göre yanlıştı ve her şeyin daha iyisi olabilirdi, olabilmeliydi, bütün güzellikler bizlerin elindedir yeter ki sen istemelisin deyip aynı şeyleri tekrar edip dursa da, bende aynı sorunları O’na göstermeye çalışsamda, kendinden emindi. Tıpkı bir ışığın gerçekliği gibi.
Masadan kalkmadan söylediği son sözü beni bir kez daha düşündürdü, bir kez daha bir kez daha bir kez..

“Ve seviye derken! İki insan birbirini anlıyorsa bu gayet iyi bi seviye. “

Herkes gitti. Yalnızlığıma bir yalnızlık daha kattım.
Yalnızlığım o kadar derinleşti ki alt dudağımda garip oynamalar oluyor. Anlamadım gitti.

Allahu ekber naraları yükseliyor sokaktan, televizyonda kendini bilmeyen bir hoca konuşup duruyor..
Yettiniz be!

Düşünüyorum, sorsanız ne düşündüğümü bilmiyordum o an. Aynadaki bedenime dalmışım, ama gözlerime baksanız bedenimin yansımasını görmezsiniz. Saçlarımın acısını çıkarır gibi taradığımın farkında değil bu eller. Bu duygularla boğulmuş beden hiçbir şeyi hissetmiyordu, ta ki ellerine bir tutam saç düşene kadar.
O’da mı haklıydı. Çok mu takıyordum her şeyi şu lanet kafaya gereksiz yere. Ben takmayayım da kim taksın. Ben düşünmeyeyim de kim düşünsün, ben yıpratmayayım da kim yıpratsın kendini a dostlar!

Tek bir yıldız yeterdi bana..

Ey türk erkeği! Yolda bir kız görüp yanından geçer iken fısır fısır bir şeyler söylemeyi, laf attım oh mis demekten vazgeçesen.
Sonra bana neden kro diyorlar.

Hey gidi hey…

  

Yaradılış Kitabı, Tanrı’nın insanlara hayvanlar üzerinde egemenlik verdiğini söylüyor, ama bunu O’nun hayvanları insanlara emanet ettiği biçimde de yorumlayabiliriz pekala. İnsan gezegenin efendisi değil, sadece yöneticisiydi ve sonuçta yalnızca gezegenin yönetiminden sorumluydu. Descartes önemli bir adım attı; insanı 'maitre et proprietaire de la nature' (doğanın efendisi ve sahibi) yaptı. Hiç kuşkusuz bu adımla hayvanların ruhu olduğunu kesinkes reddedenin o olması arasında da derin bir bağ var. İnsan efendi ve sahiptir, diyor, Descartes, hayvansa sadece bir otomat, hareket eden bir makine, bir machina animata. Hayvan yakındığında, bu yakınma değildir; sadece kötü çalışan  bir makinenin hırıldamasıdır. Bir vagon tekerleği gıcırdadığında, vagon acı çekiyor anlamına gelmez bu; sadece tekerleğin yağlanması gerekmektedir. Demek ki, laboratuvarda canlı canlı kesilen bir köpeğe üzülmek için neden yoktur.

Taşınıyoruz ey ruhum, günaydın demeden kimselere.

Sizler anca bir şeyleri yıldönümlerinde hatırlarsınız. Kendinizi rahatlatır ya da üzülmüş gibi, bilmiş gibi yapmaktan bi boka yaramazsınız ki.