ama artık yeter
anlayın.

Herkes iyi. Herkes mutlu. Herkes güzel. Bir tek biz çirkiniz. Üzgünüz. Kötüyüz.
Biz kıyı insanları… Topraktan değil denizden yaratıldık. Gözümüzü kırpmadan güneşe baktık. Zabıtanın kovaladığı seyyar satıcının tarafını tuttuk. Tek bir ağaç için dünyanın yarısını görmekten bile vazgeçtik.
Farkında olmasak da çok iyi biliyoruz. Şairlerden başka kimsemiz yok.
Yalnızız.
Sürekli uzanıp kendi yanaklarımızdan öpüyoruz.

Okuldaki tek eksiğimiz buydu bizim.

Makarnama atlayan kedi, seviyorum seni.

Hepiniz geberin.

Durakta mahsuruz.

Canımın sıkıldığını yazmayacağım
ve yazmayacağım derken yazmış oluyorum

Yüzüne şiirler çarparım gülüm.

Kötü gün biter yeni güne doğar güneş. İstanbula giden yollar bitmez..

Bana yine yollar göründü.

Kendimi değersiz hissetmek istemiyorum şimdi ki gibi diyorum kendime. Sonra bir soru takılıveriyor aklımın köşesine, insan kendini mi değersizleştiriyor..

Tarihi köprüden geçiyor vee İstanbula dönüş!

Her adımımda başka anılara rastlıyorum burada. Zaman geçtikçe yüzler belirsizleşmeye başlıyor. Garip olanda detayları unutmamışım mesela. Sanki bunlardan ders çıkarmam gerekircesine unutmamışım. Şu yola baktıkça; sol taraftaki komşunun bahçesindeki horozdan kaçışım ve düşüşüm -her defasında-, az ilerideki komşu oğlunun inekleri üzerime salışı ve benim çığlık çığlığa eve kaçışım, yandaki komşunun bahçesinde güzel yemekler yeyişimiz, yol kenarındaki ısırgan otunun üstüne düşmem, karşı komşunun bahçesinde gözümün önünde koca yılanı öldürüşleri, her defasında evinin önünden geçerken tedirgin olduğum komşu o küçük köpekleri ne pis havlardururdu…
İsimler elbet unutulur, yaşantılar unutulmaz ki.
Bunları anımsarken bir tek senin gelişinin olmaması hafızamda ne üzücü.. O kırmızı önlüğümü o çoraplarımı, ayakkabılarımı, beyaz yakamı bile hatırlıyorum ama sen yoksun, ne acı bilsen. Bir kareye sığdırılmamış olsa elimi tutuşun ben nereden bilecektim beni özlediğini. Bende seni özlüyorum, her defasında..

Karşımda koca bir nine, dedikodular, altın muhabbetleri havada uçuyor.. Bir o kadar tatlı beyaa.
-Gelin yaşlı durii, etini mi gaynatçaz beyaa.

İmkansızlıklar olmasa ne anlamı kalırdı bunca şeyin.