Tane tane yağmur..

Pencerem, gökyüzünü görmüyor artık beton hanelerden..

Param cebimde kalsın diye kendimi dışarı bile salmıyorum. İhtiyaçlar bir türlü bitmiyor, tabi bunlar kişisel ihtiyaçlar değil. Hep bir yardım amacındayım, kendimi düşünmez oldum.
Paranın ben amınakoyim!

Düşüncelerim O’na göre yanlıştı ve her şeyin daha iyisi olabilirdi, olabilmeliydi, bütün güzellikler bizlerin elindedir yeter ki sen istemelisin deyip aynı şeyleri tekrar edip dursa da, bende aynı sorunları O’na göstermeye çalışsamda, kendinden emindi. Tıpkı bir ışığın gerçekliği gibi.
Masadan kalkmadan söylediği son sözü beni bir kez daha düşündürdü, bir kez daha bir kez daha bir kez..

“Ve seviye derken! İki insan birbirini anlıyorsa bu gayet iyi bi seviye. “

Herkes gitti. Yalnızlığıma bir yalnızlık daha kattım.
Yalnızlığım o kadar derinleşti ki alt dudağımda garip oynamalar oluyor. Anlamadım gitti.

Allahu ekber naraları yükseliyor sokaktan, televizyonda kendini bilmeyen bir hoca konuşup duruyor..
Yettiniz be!

Düşünüyorum, sorsanız ne düşündüğümü bilmiyordum o an. Aynadaki bedenime dalmışım, ama gözlerime baksanız bedenimin yansımasını görmezsiniz. Saçlarımın acısını çıkarır gibi taradığımın farkında değil bu eller. Bu duygularla boğulmuş beden hiçbir şeyi hissetmiyordu, ta ki ellerine bir tutam saç düşene kadar.
O’da mı haklıydı. Çok mu takıyordum her şeyi şu lanet kafaya gereksiz yere. Ben takmayayım da kim taksın. Ben düşünmeyeyim de kim düşünsün, ben yıpratmayayım da kim yıpratsın kendini a dostlar!

Tek bir yıldız yeterdi bana..

Ey türk erkeği! Yolda bir kız görüp yanından geçer iken fısır fısır bir şeyler söylemeyi, laf attım oh mis demekten vazgeçesen.
Sonra bana neden kro diyorlar.

Hey gidi hey…

  

Yaradılış Kitabı, Tanrı’nın insanlara hayvanlar üzerinde egemenlik verdiğini söylüyor, ama bunu O’nun hayvanları insanlara emanet ettiği biçimde de yorumlayabiliriz pekala. İnsan gezegenin efendisi değil, sadece yöneticisiydi ve sonuçta yalnızca gezegenin yönetiminden sorumluydu. Descartes önemli bir adım attı; insanı 'maitre et proprietaire de la nature' (doğanın efendisi ve sahibi) yaptı. Hiç kuşkusuz bu adımla hayvanların ruhu olduğunu kesinkes reddedenin o olması arasında da derin bir bağ var. İnsan efendi ve sahiptir, diyor, Descartes, hayvansa sadece bir otomat, hareket eden bir makine, bir machina animata. Hayvan yakındığında, bu yakınma değildir; sadece kötü çalışan  bir makinenin hırıldamasıdır. Bir vagon tekerleği gıcırdadığında, vagon acı çekiyor anlamına gelmez bu; sadece tekerleğin yağlanması gerekmektedir. Demek ki, laboratuvarda canlı canlı kesilen bir köpeğe üzülmek için neden yoktur.

Taşınıyoruz ey ruhum, günaydın demeden kimselere.

Sizler anca bir şeyleri yıldönümlerinde hatırlarsınız. Kendinizi rahatlatır ya da üzülmüş gibi, bilmiş gibi yapmaktan bi boka yaramazsınız ki.

Bazen sebepsiz yere ağlamak istiyor insan