Her adımımda başka anılara rastlıyorum burada. Zaman geçtikçe yüzler belirsizleşmeye başlıyor. Garip olanda detayları unutmamışım mesela. Sanki bunlardan ders çıkarmam gerekircesine unutmamışım. Şu yola baktıkça; sol taraftaki komşunun bahçesindeki horozdan kaçışım ve düşüşüm -her defasında-, az ilerideki komşu oğlunun inekleri üzerime salışı ve benim çığlık çığlığa eve kaçışım, yandaki komşunun bahçesinde güzel yemekler yeyişimiz, yol kenarındaki ısırgan otunun üstüne düşmem, karşı komşunun bahçesinde gözümün önünde koca yılanı öldürüşleri, her defasında evinin önünden geçerken tedirgin olduğum komşu o küçük köpekleri ne pis havlardururdu…
İsimler elbet unutulur, yaşantılar unutulmaz ki.
Bunları anımsarken bir tek senin gelişinin olmaması hafızamda ne üzücü.. O kırmızı önlüğümü o çoraplarımı, ayakkabılarımı, beyaz yakamı bile hatırlıyorum ama sen yoksun, ne acı bilsen. Bir kareye sığdırılmamış olsa elimi tutuşun ben nereden bilecektim beni özlediğini. Bende seni özlüyorum, her defasında..

Karşımda küçük bir kız baba piştirik oynayalım deyip duruyor.
Kendileri piştiriki çok seviyormuş.

Kahvehaneye seks karikatürleri almak nedir dayı!

Karşımda koca bir nine, dedikodular, altın muhabbetleri havada uçuyor.. Bir o kadar tatlı beyaa.
-Gelin yaşlı durii, etini mi gaynatçaz beyaa.

İmkansızlıklar olmasa ne anlamı kalırdı bunca şeyin.

Hata yapmaktan bu kadar korktuğumu bilmiyordum. İnsan arada kendini tüm sessizlik içinde dinlemeli. Neden bu kadar korkular içine saklanmışım bilemedim.
Bunları düşünürken başka düşüncelerede kaydım. Takma dişlere sahip insanlar hataların ustası olduğunu söyler ya, sen gelirken ben gidiyorum der dururlar.. Ben böyle olamayacağıma üzülüyorum, takma dişlere sahip olacağımın düşüncesinin üzüntüsü ayrı tabii.
Bir köşeye çekilmiş insanları izleyip duruyorum. Hiç kimseye dokunamıyorum, korkuyorum..

Kendimi yalnız hissetmek istemiyorum yalnız hissetmek istemiyorum. Tüylerim ürpermemeli, rahat nefes almalıyım.. Buranın temiz havasını içime çekmeliyim..

Yoksuluz A, yokluğumuzda sarılalım sıkı sıkı..

Bir küçük uğur böceğim var, kütüphanenin köşesinde duruverir. Her sabah yerde bulurum kendisini, koyardururum yerine. Sanki gece hareket ediyormuşta sabah gözlerimi açtığımda ölü taklidi yapıyormuş gibi. Komik ama durum bu.
Buradan diyorum ki gel konuver parmağımın ucuna..

tanteerosa:

birine ‘bana derdini anlatabilirsin, dinlerim’ derken beş kez düşünmek lazım.
anlatılan şeyler sorumluluktur. o sorumluluğu yüklenmeyeceksen hiç dert dinlemeyeceksin.

Anonymous asked:
nasıl gidiyor hayat.

Hayat gidiyor, ben yetişemiyorum bu hayata.. Yaşamak istiyorum da yaşayamıyorum tek başıma.
Şimdi buraya anlamsız cümleler yazardım ama yapmayacağım anonim. Anla işte anlamsız bir hayatın içinde olduğumu..

Salkım salkım üzümlerle dolu balkonlu evime baktım bugün, bir harabeden farksız şimdi. Bu ev bizsiz olmuyormuş, biz gidince üzülüvermiş, dökmüş her yanını. Şu anı bi ölümsüzleştiriverdim.
Üzümlerde kararsaymış.

Şu yalnızlığı biri alsın elimden!

Ah şu yeni nesil.

Düşüncelerim O’na göre yanlıştı ve her şeyin daha iyisi olabilirdi, olabilmeliydi, bütün güzellikler bizlerin elindedir yeter ki sen istemelisin deyip aynı şeyleri tekrar edip dursa da, bende aynı sorunları O’na göstermeye çalışsamda, kendinden emindi. Tıpkı bir ışığın gerçekliği gibi.
Masadan kalkmadan söylediği son sözü beni bir kez daha düşündürdü, bir kez daha bir kez daha bir kez..

“Ve seviye derken! İki insan birbirini anlıyorsa bu gayet iyi bi seviye. “